İzlanda’da İkinci Dünya Savaşı sonrasında erozyonla mücadele amacıyla ülkeye getirilen ve halk arasında acı bakla (lüpen / termiye) olarak bilinen bitkinin bir türü olan Alaska acı baklası (Lupinus nootkatensis), adanın bin yıllık yosun ve liken örtüsünü baskı altına alarak istilacı bir türe dönüştü.
Yüzyıllar süren ağaç kesimi ve aşırı otlatma sonucu rüzgar ile yağışların toprağı denize taşıması, İzlanda yönetimini toprak koruma yöntemleri aramaya yöneltti. İlk ekim denemeleri 1885 yılına dayansa da dönüm noktası 1945 yılında gerçekleşti. Ormancı Hakon Bjarnason’un Alaska'daki College Fiyordu'ndan topladığı yabani acı bakla tohumları, adanın volkanik kumullarını sabitlemek ve ağaçlandırmaya zemin hazırlamak amacıyla yaygın biçimde ekildi.
Köklerindeki bakteriler sayesinde havadaki azotu toprağa bağlayarak en çorak zeminlerde dahi hızla tutunan acı bakla, kısa sürede nehir yatakları, eriyen buzul suları ve heyelanlar vasıtasıyla hedeflenen bölgelerin çok ötesine yayıldı.
Scientific Reports dergisinde yayımlanan bir genetik araştırma, insan eliyle yapılan tohum nakillerinin ve başkent Reykjavík merkezli dağıtımların bitki için bir "hiper-vektör" işlevi gördüğünü ortaya koydu. Bölgede görülen bazı tırtıl ve güve türlerinin yaz sonlarında bitkinin yapraklarını dökmesi de yayılma hızını durdurmaya yetmedi.
Saha çalışmalarına göre, acı bakla yoğunluğunun zemin yüzeyinde yüzde 50'yi aştığı fundalık ve ağaçlık alanlarda yerel bitki çeşitliliği sert bir düşüş gösteriyor. Türkiye'de gıda olarak tüketilen türlerinin aksine yabani ve yüksek boylu bir yapısı bulunan Alaska acı baklası, kalın yaprak tabakasıyla adanın hassas yosun ve likenlerini gölgede bırakarak zayıflatıyor. Daha güçlü kök yapısına sahip çayır alanları ise bu baskıya karşı direncini koruyor.
Erozyonu önlemede başarılı olmasına karşın doğal ekosistemi tek tipleştiren acı bakla, İzlanda çevre yönetiminde hem koruyucu hem de istilacı yönüyle tartışılan başlıca çevre sorunlarından biri olmaya devam ediyor.